02.27Serdar Turgut - Akşam Gazetesi Cevap
Akşam gazetesinin değerli yazarlarından Serdar Turgut yakın bir zamanda Film Eleştirmenlerini eleştirerek bazı noktaların da altını cizmiş. Kendi teorisine göre Film Eleştirmenleri halktan tamamen kopuk bir şekilde filmleri eleştiriyorlar ve film eleştirmenlerinin sevmediği filmler hep halk tarafından seviliyor.
Serdar Turgut’un akşam gazetesinde yayınlanan yazısına cevaptır.
Serdar Turgut’a Cevap
Aslında halkımızın hepsi filmler ve oyunculuk konusunda bir makale yazsa bir kaç noktada doğru birşeyler söyleyebilirler. Serdar Bey’in de makalesinde bu olaydan daha fazla doğru olmamış. Filmlerde zeka unsuru birşeyleri görmenin çok gerekli olmadığını olabildiğince moron olabileceğinden bahsetmiş. Elbette filmler çok zekice tasarlanmış olması gerekiyor. Bayat ve basit olayların bile zekice incelenmesi gereklidir. Recep İvedik veya onun grubunda ki bel altı tabanlı filmler kendi tarzları gereği komik olabilirler. Fakat bunu yansıtış biçimi gayet özel ve uygun olması gereklidir. Recep İvedik serisinde iyi bir izlenimi görebiliyoruz. Argonun veya belaaltı olaylarının tavan yaptığı filmde bu estanelerin işlenişinin gayet doğal olduğunu ve aslında içerisinde zeka pırıltılarını görebiliriz.
Eleştirmeni eleştirmeye kalkmakta ayrı bir eleştirilecek konu olarak duruyor aslında. Şimdi çıkıp bir yazar “Film Eleştirmenlerine ne gerek var?” diye kendi köşesinde yazarsa bu durumda bir çok soru arkasına gelmez mi? Şimdi tüm filmler kaliteli ve hiç birinin eleştiriye ihtiyaçı yok, ya da tüm filmler kalitesiz bu yüzden hiç birini yine eleştirmeye gerek yok gibi soruları sormamız gerekmez mi?

Serdar Turgut belli ki yazacak birşeyler bulamamış, Recep İvedik filminde kendisini fazlasıyla hissetmiş ve gönül bağı kurmuş. Bu durumun sonucunda “-dur benim köşem var bu filme giydirenlere, giydireyim biraz” der gibi filmin etkisi ile birşeyler düşünüp, düşündüklerini kaleme almış. Elbette “-Kalem elde güzel” fakat neden bir meslek dalının geneline “-sizin hepiniz gereksizsiniz” deme ihtiyaçı duyar insan?
Serdar Bey’e göre insanlar o 2 saat içerisinde hiç birşey öğrenmeden tamamen gülmelidir. Bunu başarmak ne güzel olurdu fakat neden orada “hiç birşey öğrenmeden” kelimesini söyleme gereksinimi duyar insan? Sonuç olarak Türkiye’de bir filmi 1 milyon insan izlese ve o film 2 saat sürse Türkiye’nin 2 milyon saati sadece gülmek adına gitmiş olacak. Bu işi, işinin ehli hakkıyla yaptığı zaman diyecek kimsenin bir sözü yoktur. Fakat bunu ancak iyimser olarak cevap verdiğimde 10 filmden 1 tanesi başarabilmektedir.
Recep İvedik filminde ise artık hep aynı espiriler ve benzer küçük kurgular var. Aslında filmde olay kurgusu neredeyse yok gibi yani filmlerin genelinde olan “giriş yapmak, olayı geliştirmek ve sonuç vermek” olguları Recep İvedik filmi için ya hiç yok ya da birazcık var lügatı ile eşleşiyor. Küçük küçük kesitlerden oluşan ve her bir kesitin argo, cinsellik, kaba hareketlerin, aptallıkların veya onlara benzer basit insancıl hareketlerin toplamıdır. Bu küçük karelerin toplanması ilede ortaya bir film çıkartmaya çalışmışlar. Sanırım yazarıda kare kara düşündükleri şeyleri az olan olay içerisine entegre etmeye çalışmış.
Serdar Bey’in olaya bakışı gayet klasik şekilde “-gülmek için gittim ve güldüm, neden film eleştirmenleri filmleri eleştirirler ki acaba” gibidir. Hatta olayı daha da abartıp “-ya bu adamların hepsi gereksiz” konusuna getirmektedir. Elbette kendisinin bildiği 2 filmden başka bir kaç tane daha film vardır. Sanırım izlediği diğer filmlerle birlikte tüm filmler kaliteli veya en azından 2 saat güldüğü filmler olmalıdır ki, eleştiri konusunu hayatının mesleği haline getirmiş günde bir çok filmi izleyen ve filmlerin genel konseptini derinlemesine inceleyen eleştirmenlere hakaret edip siz gereksizsiniz deme cesaretini mübah görmüş olmalıdır.
Serdar Turgut kendisini üstünde üstünde tamamen üstün görme durumu ile karşı karşıya maalesef ki kalmış. Elinde kalemi olan ve onu bir kaç kişiye okutan kişiler bir anda kendilerini doğruların sahibi olarak kendilerini görebiliyorlar.
Bir süre önce yapmış olduğum gazetecilik dönemlerinde, gazeteciliğin bitmek üzere olduğunu farketmiştim. Aslında gazetecilik ciddi ciddi bitmeye başladı, yani insanlar artık gazetelerden pek fazla birşey okumuyor. Okuyanların ise genel olarak çoğu bir çok şeyi okumadan sadece başlıklarına bakıyor. Serdar Bey’inde Akşam Gazetesinde yazmış olduğu yazıyı okuyan bir kaç kişisen biriside benim. Kendisinin şu gazetecilik duygularından olan “-ben güçlüyüm bakın kalem benim elimde” duygusunun en yakın zamanda atlatmasını umuyoruz. En azından “-dili keskin olanlara” birşeyler yazarken bir kaç kere düşünmesi gerekliliğini anlamasını umuyoruz.
Tahir Dinç

“Aslında halkımızın hepsi filmler ve oyunculuk konusunda bir makale yazsa bir kaç noktada doğru birşeyler söyleyebilirler.” bu nasıl bi söz???? ne yani sen tüm Türk halkından üst seviyede bir insanmısın??? halkı bu kadar aşağılamaya ne hakkın var??? yani sen tüm Türk halkından çok fazla doğru yakalayabiliyorsun öylemi. bu ülkede bu kadar değerli insanlar varken kalkıp hepsini aşağılamışsın. sanırım sen Türk falan değilsin. yazıklar olsun…….
Şubat 28th, 2010 at 02:45
Aziz Merhaba,
O cümleden nasıl öyle bir kanı çıkartabildiniz tebrikler. Bu şekilde ön yargıyla başladığınız cümlede yine her hangi birisine yakışmayan bir şekilde devam etmiş.
Halkımızın hepsinin filmler konusunda yetişmiş bilgiye sahip olmasını bekleyemeyiz. Bir kaç noktada doğru bir şeyler söyleyecekler derken burada bir genelleme vardır. Özelde ise elbette çok değerli yorumları olan insanlar olacaktır.
Siz kimsiniz bilmiyorum neden bu şekilde yazmış olduğunu anlamasıda çok zor. Aziz Bey sanırım birşeyler sizi pek fazla mutlu etmemiş.
Mart 10th, 2010 at 09:29